26 Şubat 2009 Perşembe

Kuzgun Acar - "Çığlık, yaptığım her yontuda mutlaka bir çığlık vardır"

Kuşlar - Kuzgun Acar / İstanbul Manifaturacılar Çarşısı (İMÇ) 1966

"Önce sevmek gerek. Önce sevmek gerek... Karşısına bir malzeme çıkar, ona sevgiyle yanaştıkça, sokuldukça tanırsın.

"Ben mi heykel yonttum halk mı beni yonttu? E, siz bir yere varmışsınızdır. O halk sizi yontar zaten. Aslında bize heykeltraş diyorlar. Tamam doğru biz yontuyoruz bazı şeyleri ama aslında bizi yontan sokaktan geçen adamdır. O hesabını sorar adamdan. Bu açık. Bunu o kadar uzun yıllardır, en azından bir 27 yıldır yaşadım. Ben bilmiyorum, ben mi heykel yonttum beni mi halk yonuttu. Bunu bilemem ben. Güzel olur doğru olur, heykel öyle de yapsan olur böyle de. Taştan, mermerden oyarsın, çividen demirden dökersin; çanak çömlekten bükersin. Hepsi de olur...Tepe noktaya bir yere koyarsın, süs olur; fırlatır atarsın, çöp olur... Ama bir işe de yaradı mı, o zaman öpülesiye, okşanasıya güzel olur, doğru olur.

Şaşırır tabii, şaşırsın istiyorum zaten. Herhangi bir insan, bu hiç okur yazar olmayabilir ama sanat hiç okuma yazması olmayana da bir şey söyleyen bir nesne. O tadar, lezzetine varır ve hesabını sorar insanın. Şaşırır tabii, şaşırsın istiyorum zaten. Şaşırtmak için değil. Şaşırırken doğruyu bulacaktır. Doğru değilsem zaten neyi yapsam bir şey değil. Bir kaç iş yaptım ve bu yığınlara gitti ve yığınlar öylesine kabullendiler ki.

"Çığlık, yaptığım her yontuda mutlaka bir çığlık vardır."

25 Şubat 2009 Çarşamba

Mister Glasses

Mr. Glasses, arkadaşları Hard Hat, Sean ve Kitty
Modernizmin popülaritesini kaybetmesiyle işleri olumsuz yönde etkilenen 1930'ların başarılı mimarı Mr. Glasses ile tanışın. Beton, çelik ve camdan oluşturduğu dünyalar başına yıkılan bu mimar, arkadaşları ile insanların yardımına koşmaya ve modernizmi varlıklı patronların saldırısına karşı korumaya devam edecektir (Bkz. bölüm 2, 3, 4, 5, 6)...

Karakterin yaratıcısı Mitch Magee'yi sitesinde daha iyi tanıma fırsatı bulabilir, diğer işlerine gözatabilirsiniz.

12 Şubat 2009 Perşembe

Belediye Başkanı olmak için kaldırım yapamamak şartmıdır?

1995 Habitat İstanbul zirvesi öncesinde müthiş bir kaldırım yapma harekatı başlatılmıştı.

Büyük bir hızla her yer kırmızı tuğla kaldırım taşları ile döşenmiş ve şehir Habitat toplantısına hazırlanmıştı.

Yıl 2009 üzerinden yaklaşık 14 yıl geçti ve o kaldırımlar kimbilir kaç kere daha yeniden yapıldı.

Fotoğraflarda Büyükada kaldırımlarının 2007 yılındaki halini görüyorsunuz.

Günümüze kadar yeni bir düzenleme yapılıp yapılmadığını ve fotoğraflardaki kaldırımları hangi belediyenin yaptırdığını bilemiyorum. Adalar Belediyesi de Büyükşehir Belediyesi de olabilir. Ama her iki durumda da harcanan para halkın parası ve yapılan işin kalitesi ortada.

Bizim gibi kaynakları kısıtlı bir ülkede maliyetin hesaplı ve yapılan işin kullanım ömrünün uzun olması gerekiyor.

Kentin diğer ilçelerinde de benzer örneklerle karşılaşmak mümkün.

Kaldırım yapmayı bir türlü beceremiyoruz.

İster istemez akla şu soru takılıyor

"Belediye Başkanı olmak için kaldırım yapamamak şart mıdır?"

Acaba halkımız doğru dürüst kaldırım yapan bir Belediye başkanına, "Bu bizden değildir" diye oy vermiyor mu? veya "Doğru dürüst kaldırım yapamayan Belediye Başkanı" bir sonraki seçimlerde hangi yüzle tekrar aday olup oy isteyebiliyor?

Ben cevaplayamıyorum.

11 Şubat 2009 Çarşamba

Masa Masalığını Bilmeli

Heybeliada'nın Burgaz'a doğru olan ve tam olarak Kaşık adasının karşısında kalan bölgesi kablo diye isimlendirilir. Bu bölge adadaki denizi tek kum bölgedir ve adanın alytyapısı ile ilgili bazı kablolar buradan denize girdiği için de halk arasında kablo denmiştir.

Fotoğrafta görüldüğü gibi bu bölgeyi tarif etmek için ve piknikçileri yönlendirmek için, müthiş bir zekayla güzel bir tabela hazırlanmış.

Eski kırık bir plastik masanın tablası üzerine yazılan yazı bir çam ağacının gövdesine asılmış.

Adayı yönetenlerin ve adada görevli üst düzey yöneticilerin görmediği ve/veya görse bile farketmedikleri önemli bir ayrıntı.

Ama unutulmamalı ki farkı ayrıntılar yaratıyor ve İstanbul'un incisi diye anılan adalarda maalesef bu önemli ayrıntılara pek dikkat edilmiyor.

10 Şubat 2009 Salı

Archiportal 1Gün1Foto#32

İstiklal Caddesi Foto: Lryuzaki (08.01.2004)

Cadde, İstanbul’un Beyoğlu ilçesinde, Taksim Cumhuriyet Anıtı önünden, Şişhane’deki dünyanın en eski metrolarından olan tünelin adıyla anılan semt arasında kalan kısımda uzanır. Herhangi bir İstiklal Caddesi yürüyüşü belki de buradan başlamalıdır. Beyoğlu’nu Galata’ya bağlayan trenin bir cephesi Karaköy’de, diğeri ise Tünel semtinde bulunur. İngiliz ve Fransız ortak çalışması olan ve 1875’te tamamlanan tünel, İstiklal Caddesi’nin güney girişini oluşturur. İlk seferlerinden kısa süre sonra, bugün de olduğu gibi İstanbul günlük yaşamının ayrılmaz parçası haline gelir. Tünelden çıkar çıkmaz solunuzda Şişhane, sağınızda ise müzik enstrümanları satan onlarca dükkân Yüksekkaldırım boyunca sıralanır. Küçük yerlerde müzik yapanların yanı sıra Türkiye’nin en iyi müzisyenleri de konser öncesinde buraya mutlaka gelir, eksiklerini tamamlarlar. Tünel’den çıkılan rota üzerinde sağlı sollu dükkânlar ve pasajlar farklı türden ihtiyaçları karşılar. Aznavur Pasajı’nda etnik giyim ve eşyalarını seçebilirken, Galatasaray’daki Aslıhan Pasajı’nda eski kitap ve dergilere sahip olabilir, Atlas Pasajı’nda ise giysi, takı, koleksiyon malzemeleri bulabilirsiniz. Taksim Meydanı’na yaklaştıkça dükkânların çehresi değişir, dünyanın hemen her büyük kentinde görebileceğiniz restoran, kafe veya alışveriş mağazalarına rastlayabilirsiniz (http://www.thy.com/tr-TR/corporate/skylife/article.aspx?mkl=527).


Archiportal'de yayınlanmasını istediğiniz fotoğrafları, blogumuzun Flickr adresine - Archiportal Group Pool - ekleyebilirsiniz.

9 Şubat 2009 Pazartesi

Archiportal 1Gün1Foto#31

Cevahir Alışveriş Merkezi / Yükselen Anlamsızlık Foto: Lryuzaki (04.01.2004)

Cevahir Alışveriş Merkezi'nde yer alan soyut heykel!

Cevahir Alışveriş Merkezi, İstanbul Cevahir Alışveriş ve Eğlence Merkezi, Avrupa’nın ve dünyanın en büyük eğlence merkezlerinden biri olarak 25 Temmuz 2005 tarihinde İstanbul Şişli'de açıldı. 5 Mart 2007 tarihinden itibaren İngiliz Portföy yönetimi Jones Lang Lasalle tarafından yönetilmeye başlanan merkez, 10 kata yayılan toplam 343 mağazası ve 2500 araç kapasiteli kapalı otoparkıyla hizmet vermekte.


Archiportal'de yayınlanmasını istediğiniz fotoğrafları, blogumuzun Flickr adresine - Archiportal Group Pool - ekleyebilirsiniz.

8 Şubat 2009 Pazar

Mimarlık Nedir?

Danimarka, Horsens VIA Üniversitesi öğrencilerinin seçme dersleri için hazırladıkları güzel bir çalışma.
what is architecture? from wiqacz on Vimeo.

7 Şubat 2009 Cumartesi

Archiportal 1Gün1Foto#30

Yükselen Beşiktaş / Foto: Lryuzaki (01.01.2004)

Beşiktaş, İstanbul’un bir ilçesidir. Adını İstanbul'un en eski semtlerinden bir olan Beşiktaş semtinden alır. İstanbul Boğazı’nın Rumeli yakasında yer alan ilçe batıda Şişli ve Kağıthane, güneybatıda Beyoğlu, kuzeyde Sarıyer ilçeleriyle komşudur. Yüzölçümü 11 km², İstanbul Boğazına olan sahil uzunluğu 8,375 metre, nüfusu ise 2007 sayımına göre 191.513'tür.

Beşiktaş'ın sakinleri arasında yaygın olan ve yazılı kaynaklarla da desteklenen bir teze göre Beşiktaş adının aslı Beştaş'dır. Bu da Barbaros Hayreddin Paşa'nın gemilerini bağlamak için kıyıya diktirdiği beş taş sütundan gelir. Beştaş adı zamanla Beşiktaş'a dönüşmüştür.

Beşiktaş ve çevresi günümüzde yükselen binalarla dikkat çekmektedir.

Archiportal'de yayınlanmasını istediğiniz fotoğrafları, blogumuzun Flickr adresine - Archiportal Group Pool - ekleyebilirsiniz.

5 Şubat 2009 Perşembe

Archiportal 1Gün1Foto#29

Burgazada'dan Heybelida'ya bakış / Foto: M. Tolga Akbulut (03.09.2002)

Adalar veya Prens Adaları, İstanbul'un Büyükada, Heybeliada, Burgazada, Kınalıada, Sedefadası, Sivriada, Yassıada, Kaşık Adası ve Tavşan Adası adlı 9 adadan oluşan ilçesi. 2000 Nüfus sayımına göre nüfusu 17.738'dir.

Adalar ilçesinin merkezi Büyükada olup, ilçe 5 mahalleden oluşmaktadır; Büyükada'daki Maden Mahallesi ve Nizam Mahallesi, Kınalıada Mahallesi, Burgazadası Mahallesi, Heybeliada Mahallesi.

İstanbul Adaları'nın, özellikle Bizans döneminde saray mensuplarının sürgün yerleri olduğu için Prens Adaları diye adlandırıldığı söylenir.

Adalar'ın İstanbul'a uzaklıkları, en yakın Kınalıada, en uzak Tavşanadası olmak üzere 7 deniz miliyle 13,5 deniz mili (25 km) arasında değişir. Adalar'a ilk vapur seferleri Galata Köprüsü'nden 1846 yılında başlamıştır. Bugün Kabataş, Kadıköy ve Bostancı'dan sürekli deniz yolu bağlantısı vardır.

Archiportal'de yayınlanmasını istediğiniz fotoğrafları, blogumuzun Flickr adresine - Archiportal Group Pool - ekleyebilirsiniz.

4 Şubat 2009 Çarşamba

Şehir Hatları Vapurları'ndan İDO Vapurları'na

İstanbul'luların "Haydi İstanbul Vapurunu Seç" kampanyası ile seçtikleri Fatih Vapuru yakın bir zamanda seferlerine başlıyor.

Uzun yıllar adada yaşamış ve ada vapurlarını kullanmış biri olarak "Deniz Otobüsleri" bana hiç çekici gelmediler. Adalara giderken deniz havasını soluyarak seyahat etmek varken, kapalı bir kutunun içinde bir anlamda makinalar tarafından üretilen havayı solumak bana hep itici geldi.

Bir İstanbullu olarak, İstanbulu'un klasik özelliklerinin hep korunması gerektiğini düşündüm. Yeni olan şey birçok yönden cazip de olsa kimi zaman kentlerin ve yaşamın değişimine ve yabancılaşmaya yol açıyor. Diğer yandan kuşaklar arası belleğin yitirilmesine.

Bugün yurt dışında 100 yıldır aynı dükkanda, aynı dekorasyon ile aynı ürünü satan kuruluşlar var. Ülkemizde ise yok denecek kadar az.

Bu nedenle ada vapurlarının kaldırılması gündeme geldiğinde ben de klasik tipi savundum ve zamanında bu kampanyaya katılarak şu anda sefere başlayacak vapura oy verdim (çizimlerden ve maketlerden anlayabildiğim kadarıyla).

Geçen günü gazetede İstanbul'luların oyları ile seçilen modelin ilki olan Fatih Vapuru'nun suya ineceğini okurken, Kabataş iskelesinde vapurun kendisini görme fırsatım oldu.

Uzun yıllar o eski ve birbirinden güzel vapurlarla seyahat etmiş biri olarak Fatih Vapuru bana hiç estetik gelmedi.

Şehir hatlarının 1952 İtalyan yapımı en yakışıklı vapuru Paşabahçe (bugün bile ondan daha hızlı bir vapur yoktur), ardından Dolmabahçe ve Fenerbahçe vapurları, İnkılap vapuru, 1962 İstinye tersanesi yapımı Suadiye ve Maltepe vapurları, 1989 yılında Haliç tersanesinde yapılan Fahri S. Korutürk ve Bahçekapı vapurları ve diğerleri, hepsi birbirinden farklı ve güzeldiler.

Fatih Vapuru birçok özellik bakımından mevcut vapurlardan daha üstün olabilir ama bunun ötesinde tasarım ve oranlar açısından eksiklikler içerdiğini düşünüyorum.

Örneğin bu kadar uzun bir vapurun burun kısmının daha uzun ve yüksek olması gerekirdi ve yine belki de en önemli eksiklik kapalı mekanların pencerelerinin tek parça ve açılmayacak şekilde tasarlanmaları. Açık güvertenin tentesinin vapurun boyutlarına göre zayıf kaçması, vs. vs.

Evet İDO'nun Fatih Vapuru belki de teknolojik olarak en özellikli vapur. Ama acaba onu tasarlayanlar o makinaya bir ruh katabildiler mi?

Benim için en önemli soru.

Oysa ki Şehir Hatları Vapurları onların hepsinin birer ruhu vardı ve onlar sadece vapur değildiler.


Archiportal 1Gün1Foto#28

Soğukçeşme Sokağı / Foto: M. Tolga Akbulut (29.09.2002)

Eminönü'nde, Ayasofya Cami ile Topkapı Sarayı arasındaki sur-ı Sultani’ye yaslanmış olan 12 evle, 1 Roma sarnıcının yer aldığı bir sokaktır. Soğukçeşme Sokağı adını yine bu sokakta bulunan, III. Selim dönemine ait 1800 tarihli mermer bir Türk Çeşmesinden almıştır.

Soğukçeşme Sokağı’ndaki evler, 18. yüzyılın aksine, 19. yüzyıl özelliklerine uygun olarak daha sade teknikler kullanılarak inşa edilmişleridir. Bu sokaktaki evler 19. yüzyıl geleneksel Türk evlerine uygun olarak ahşaptan yapılmış, cumbalı, kafesli, bazıları iki, bazıları ise üç katlı evlerdir. Saçak ve cumbalar birbirlerine yakın konumlar taşımışlardır. Saçak ve cumbaların yakınlığı yangınların yayılmasına neden olmuştur.

Sokaktaki evler, geleneksel Türk Evi karakteristiğini yansıtan renkleri taşımakta idiler. O yüzyılda evler, çoğu kez saman sarısı, tahin rengi, sardunya sarısı, açık mavi ve yeşil renkte yapılmaktadır (Vikipedi).

Archiportal'de yayınlanmasını istediğiniz fotoğrafları, blogumuzun Flickr adresine - Archiportal Group Pool - ekleyebilirsiniz.

2 Şubat 2009 Pazartesi

Objectified


Helvetica belgeselinin yönetmen ve yapımcısı Gary Hustwit yeni çalışması Objectified ile kameraların odağına tasarımı alıyor. Karim Rashid'den Jonathan Ive'a, Marc Newson'dan Dieter Rams'a birçok tasarımcı ile görüşme içeren film; üretilen obje ile ilişkimizi, tasarımcıları, tüketimi, sürekliliği, kimliği, dışavurumu "çevremizdekiler" ile sorguluyor.

Mart ayında gösterime çıkacak olan filmin sitesine buradan ulaşabilir; Gary Hustwit'le, Helvetica belgeseliyle ilgili yapılan bir röportajı buradan izleyebilir, çevrenizi saran unsurlar ile ilişkinizi şimdiden düşünmeye başlayabilirsiniz...

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR...

Related Posts with Thumbnails